Bu yazı kolektif içindir.
Okült astrolojiye göre zaman düz bir çizgi değil, bilincin içinden geçtiği döngüler bütünüdür. İnsan zihni sürekli geleceğe uzanır, bir sonraki hikâyeyi, bir sonraki mutluluk ihtimalini kovalar. Oysa ruh yalnızca şimdi deneyimleyebilir. Geçmiş bir hatıradır, gelecek bir olasılık , yaşam enerjisi ise sadece şu anın içinden akar(carpe diem ). Bu yüzden çoğu insan, hayatının en güzel zamanlarını yaşarken bunun farkında bile olmaz. Çünkü zihin eksik olana odaklanmış, mutluluğu şartlara bağlamış, “her şey yoluna girdiğinde” hissedilecek bir duygu sanmıştır.
Depeche Mode un bu şarkısında bu anlatı gizlidir.
https://m.youtube.com/watch?v=9RDU2065k8E
Satürn’ün öğretisi tam da burada devreye girer. Zamanın değeri, çoğu zaman geçtikten sonra anlaşılır. Yaşanırken sıradan görünen anlar, yıllar sonra kalpte açıklanamayan bir sızıya dönüşür. Bunun sebebi o anların değersiz oluşu değil, bilincin orada tam bulunmayışıdır. Ruh deneyimi kaydederken zihin başka bir zamana kaçmıştır. Bu yüzden bazı kahkahalar, bazı sohbetler, bazı mekânlar sonradan neredeyse kutsal bir hatıraya dönüşür. O anlar yaşanırken “sıradan bir gün” gibi görünmüştür ama aslında ruh orada iz bırakmıştır.
Astrolojik sembolizmde Ay anı, Güneş bilinci, Satürn zamanın geçiciliğini, Venüs keyif almayı, Jüpiter ise yaşanana anlam katmayı temsil eder. Bu enerjiler uyumlu olduğunda insan yaşadığını hisseder. Uyum bozulduğunda ise hayat, ancak geriye dönüp bakıldığında kıymetli görünür. Okült bakışa göre mutluluk bir hedef değil, ruhun bedenden geçerken bıraktığı titreşimdir. Fakat biz bu titreşimi büyük olaylarda aradığımız için küçük ve gerçek anları ıskalarız.
Bir gün dönüp bakıldığında “en güzel zamanlardı” denilen dönemler genellikle büyük başarıların değil, paylaşılan basit anların olduğu zamanlardır. Telefon konuşmaları, içten kahkahalar, buluşmalar, danslar, şarkılar, gelişigüzel yapılan yolculuklar, hal hatır sormalar… Zihin o anlarda daha iyisini ararken ruh çoktan deneyimin tadını alıyor olabilir. İşte bu yüzden okült öğretilerde fark edilmeden yaşanan güzel anların sonradan kalpte sızı olarak geri döndüğü söylenir. Çünkü deneyim tamamlanmış ama bilinç o kapıdan tam geçmemiştir.
Carpe Diem anlayışı bu yüzden sadece romantik bir söz değil, kozmik bir prensiptir. Anda kalmak, ruhun dünyadaki deneyimini bilinçle karşılamak demektir. O anın mükemmel olması gerekmez hatta çoğu zaman değildir. Fakat ileride özlenecek olan şey kusursuzluk değil, gerçekliktir. Ruh ihtişamı değil, yaşanmışlığı kaydeder.
Belki şu an hayatınızın zirvesinde değilsiniz. Belki eksikler, belirsizlikler, arayışlar var. Ama yine de şu anda konuştuğunuz insanlar, bulunduğunuz ortamlar, yaşadığınız sıradan günler bir gün hafızanızda en değerli zamanlara dönüşebilir. Çünkü ruh için önemli olan gelecekte varılacak yer değil, içinden geçilen deneyimdir.
Hayatın başlamasını beklemek, aslında hayatın kendisini kaçırmaktır. Ruh zaten yaşıyor, deneyimliyor, iz bırakıyor. Farkındalık ise bu akışın içinde uyanık olabilmektir. Anda kalındığında zaman genişler, anılar daha derin kaydedilir ve geriye dönüp bakıldığında pişmanlık değil, şükran hissi ağır basar.
Belki de şu an, gelecekte özleyeceğiniz günlerin tam ortasındasınız ve bunu fark ettiğiniz an, sıradan sandığınız zaman dilimi ruhsal bir deneyime, hatta küçük bir inisiyasyona dönüşür. Carpe Diem’in ezoterik anlamı tam olarak budur.
Ruh sadece “şimdi”den geçer ve hayat, fark edildiği ölçüde gerçekten yaşanır.
An da ve farkında kalın.
Onur Güven

