Bundan iki sene önce karanlık üçlü(Dark triad) nün psikolojide ki yansımasından bir ölçüde bahsetmiştim. Bu makaleye göz gezdirmek isteyenler için link aşağıdadır.

ASTROLOJİNİN KARANLIK ÜÇLÜSÜ MARS / SATÜRN / PLUTO(DARK TRIAD)
Şimdi ise bunu ayrı bir başlık ve derinlikte incelemek istiyorum. Hibristofili, tehlikeli veya suçlu bireylere karşı duyulan cinsel/romantik çekimi ifade eden bir kavramdır . Popüler kültürde “Bonnie ve Clyde Sendromu” olarak da anılan bu olgu, seri katiller veya şiddet suçluları gibi kişilerle romantik ilişki kurma isteğiyle kendini gösterebilir. Psikolojide ise Karanlık Üçlü olarak bilinen üç kişilik özelliği – narsisizm( Güneş – Mars) , Makyavelizm(Satürn ) ve psikopati( Pluto ) – bireylerin başkalarıyla ilişkilerinde zararlı ve sömürücü tutumlar sergilemesine yol açan “karanlık” eğilimlerdir . Bu makalede, hibristofili ile karanlık üçlü kişilik özellikleri arasındaki ilişki, okült astroloji perspektifinden incelenecektir. Özellikle Mars, Satürn ve Pluto gezegenlerinin astrolojik/kosmolojik sembolizmleri üzerinden bu gezegenlerin bireysel psikoloji üzerindeki etkileri açıklanacak ve söz konusu gezegen enerjilerinin karanlık üçlü eğilimlerle nasıl bağlantılı olabileceği ortaya konacaktır. Ayrıca, bazı kadınların neden karanlık kişilik özelliklerine sahip erkeklere çekildiği, hem psikolojik teoriler (klinik, evrimsel ve psikanalitik bakış açıları) hem de astrolojik-sembolik yaklaşımlar kullanılarak analiz edilecektir.
Hibristofili ve Karanlık Üçlü: Kavramsal Çerçeve
Hibristofili Nedir? – Psikolojide hibristofili, suç işlemiş tehlikeli kişilere karşı hissedilen yoğun cinsel veya duygusal çekim olarak tanımlanır. Bu eğilim özellikle heteroseksüel kadınlarda gözlemlenmiştir ve belli bir otorite bunları nöron iletişim bozukluğu olarak adlandırır . Bu durum resmi tanı kılavuzlarında yer almamakla birlikte bir tür parafili (alışılmadık cinsel yönelim) olarak kabul edilir . Örneğin, ünlü seri katil Ted Bundy’nin idam cezasına çarptırılmış olmasına rağmen hapishanedeyken yüzlerce hayranlık mektubu alması, hibristofili olgusuna sık verilen bir örnektir . Hibristofili olgusunda karşıdaki “kötü” kişide sevgi, güven gibi sağlıklı ilişki unsurları bulunmasa da, bu kişiler potansiyel partner olarak çekici gelebilmektedir. Bu durum mantık dışı görünse de altında yatan çeşitli psikolojik ve evrimsel sebepler olduğu araştırmalarda öne sürülmektedir .
Karanlık Üçlü ve Özellikleri: “Karanlık Üçlü” (Dark Triad), üç sorunlu kişilik özelliğinin bir arada görülmesini ifade eder: Narsisizm, Makyavelizm ve Psikopati . Bu özellikler “karanlık” olarak adlandırılır çünkü kötü niyetli ve zarar verici eğilimler içerirler. Karanlık üçlü yüksek bireyler genellikle daha az empatik, daha saldırgan ve manipülatif bir etkileşim tarzına sahiptir . Bu üç özellik kısaca şöyle tanımlanabilir:
Narsisizm(Güneş – Mars inferior) : Kişinin kendisine aşırı hayranlık duyması, benmerkezci bir üstünlük duygusu ve takdir görme ihtiyacı ile karakterizedir . Narsist bireyler kendilerini büyük görür, eleştiriye tahammülsüzdür ve empati yoksunluğu sergileyebilir.
Makyavelizm(Satürn inferior) : Yüksek Makyavelist kişiler soğuk bir çıkarcılıkla hareket eder; amaç uğruna her yolu mubah gören bir tutum içindedirler. Başkalarını acımasızca manipüle etme, aldatma ve kendi çıkarlarını maksimize etme eğilimleri vardır; ahlaki değerlere karşı kayıtsız ve insan doğasına karşı alaycı bir bakış açısına sahiptirler .
Psikopati( Pluto inferior): Empati ve vicdan duygusunun belirgin eksikliğiyle tanımlanan antisosyal bir yapıdır . Psikopatik bireyler genelde duygusuz, suçluluk hissetmeyen, dürtüsel ve saldırgan davranışlar sergilerler. Toplumsal kurallara uymakta zorlanırlar ve eylemlerinin başkalarına vereceği zararı umursamazlar.
Bu özellikler kavramsal olarak ayrı olsa da, genellikle bir kişide birlikte görüldüklerinde kötüye kullanma ve sömürüye dayalı bir ilişki tarzı ortaya çıkar  . Hibristofili olgusu da, çoğu zaman bu karanlık üçlü özelliklere sahip “kötü erkek” figürlerine duyulan çekimle bağlantılıdır . Nitekim tehlikeli veya suçlu erkeklerin çoğu, narsisistik, Makyavelist ve psikopatik eğilimlerle karakterize bir kişiliğe sahip olabilmekte; yapılan araştırmalar bu tür erkeklerin bazı kadınlar için çeşitli nedenlerle oldukça çekici olabildiğini göstermektedir . Aşağıda bu çekimin nedenleri derinlemesine ele alınacaktır.
Mars, Satürn ve Pluto: Astrolojik Sembolizm ve Psikolojik İzdüşümleri
Astrolojide gezegenler, yalnızca göksel cisimler olmanın ötesinde, insan psikolojisinin farklı arketipsel işlevlerini ve dürtülerini sembolize eder. Okült ve klasik astroloji geleneğinde, Mars ve Satürn en güçlü “kötücül” (malefik) gezegenler olarak kabul edilmiş, modern astrolojide keşfedilen Pluto ise derin dönüşüm ve gölge temalarını temsil eden bir güç olarak bu tabloya eklenmiştir. Bu üç gezegenin sembolizmleri, bireyin “karanlık” yönleri ve potansiyel tehlikeli eğilimleriyle ilişkili görülür. Aşağıda Mars, Satürn ve Pluto’nun mitolojik ve psikolojik anlamları incelenmiştir:
Mars: Savaş Tanrısı ve Agresyon Arketipi
Mars, mitolojide savaş tanrısı olarak bilinen Ares ile özdeşleştirilir. Astrolojide “küçük kötücül” olarak anılan Mars, sıcak ve kuru mizacıyla dürtüselliği, saldırganlık ve mücadele ruhunu temsil eder . Klasik kaynaklar Mars’ı kan dökücü ve yıkıcı yönleriyle tanımlar: Antik Yunan’da Ares, savaşın dehşeti, kan tutkusu, şiddet ve acımasızlık ile ilişkilendirilmiş, bu nedenle halk tarafından korkulan bir tanrıydı . Nitekim astrolojik olarak Mars, şiddet, savaş, kavga, kazalar ve ağrı gibi temaları yönetir .
Mars enerjisi bireyde kendini ataklık, cesaret, cinsellik ve öfke biçiminde gösterir. Freudcu açıdan Mars, insanın ilkel dürtülerini temsil eden id kavramıyla paralel görülmüştür . Pozitif kullanımda cesaret ve girişim gücü sağlayan Mars’ın gölge yönü ise saldırganlık ve saldırma dürtüsünün kontrolsüz açığa çıkmasıdır. Örneğin, doğum haritasında Mars vurgusu aşırı olan bir kişinin dürtüsel, saldırgan, rekabetçi ve bencil olma yatkınlığı artar . Kişi sabırsız, öfkeli ve hatta şiddete meyilli davranabilir ki bu, psikopatinin temel özelliklerinden biri olan impulsif agresyon ile benzerlik gösterir. Mars’ın astrolojik sembolündeki kalkan ve mızrak işareti de onun savunma ve saldırı potansiyelini gösterir; bu enerji yanlış yönlendirildiğinde yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Karanlık Üçlü bağlamında, Marsî etkiler özellikle psikopatik eğilimlerle örtüşür: düşünmeden risk alma, fiziki şiddete meyil, saldırgan cinsellik ve hakim olma isteği Mars’ın abartılı tezahürleridir.
Satürn: Karmanın Efendisi ve Kontrol Arketipi
Satürn, mitolojide zamanı ve kısıtlanmayı temsil eden Titan Cronos ile özdeşleştirilir. Klasik astrolojide Satürn, “büyük kötücül” olarak bilinir ve soğuk, kuru yapısıyla melankolik bir doğa sergiler . Satürn’ün sembolik temaları arasında karanlık, korku, kısıtlanma, yalnızlık, kıtlık ve ölüm bulunur . Zodyak’ta Oğlak ve Kova burçlarını yöneten Satürn, sınır koyan, disipline eden ve yapılandıran ilkeyi temsil eder. Astrolojik olarak Satürn, sorumluluk, otorite, kural ve sabır demektir; bu gezegenin bireysel psikolojideki fonksiyonu kontrol mekanizması ile ilişkilendirilir ve Freud’un süperego (üstbenlik) kavramıyla paralellik gösterir . Bir başka deyişle, Satürn bir haritada vicdanı, toplumsal normları ve içsel disiplin duygusunu simgeler.
Ne var ki Satürn’ün aşırı vurgusu veya zorlayıcı etkileri, kişinin katı, soğuk, acımasız veya duyarsız olmasına da yol açabilir. Antik ve okült kaynaklarda Satürn, “kara öğretmen” olarak, zorlu dersler ve karmik sınavlar getiren gezegen olarak anılır . Satürn’ün gölge yönü, merhametsiz bir disiplin, katı kontrol ve korku olarak ortaya çıkabilir. Örneğin, duygusal soğukluk ve empati eksikliği – ki bu psikopatide ve Makyavelizmde görülen bir özelliktir – Satürn’ün aşırı soğukluğunu andırır. Makyavelist kişilerdeki stratejik hesapçılık ve manipülasyon, astrolojik düzlemde Satürn-Pluto karışımını akla getirir; nitekim Satürn ile Pluto’nun etkileşimleri “ağır emek ve zalimlik (cruelty)” gibi temaları gösterebilir . Geleneksel metinler Satürn’ü tıpkı mitolojik Azrail gibi elinde orakla tasvir ederek “memento mori” (ölümü hatırla) öğüdünü vurgular . Bu, Satürn’ün insan psikolojisindeki katı gerçekçilik ve duygusal mesafe ile de ilgilidir. Karanlık Üçlü bağlamında Satürn’ün olumsuz tezahürü, duygusuzluk, empati yoksunluğu ve otoriter kontrol arzusu şeklinde kendini göstererek Makyavelist ve psikopatik eğilimlere zemin hazırlayabilir.
Pluto: Yeraltı Tanrısı ve Gölge Arketipi
Modern astrolojiye 1930’da giren Pluto, Roma mitolojisindeki yeraltı dünyasının tanrısı (Yunan’da Hades) olarak anılır. Pluto’nun sembolizmi, ölüm ve yeniden doğum, dönüşüm, güç ve bilinçdışı kavramları etrafında şekillenir  . Klasik dönemde bilinmese de, modern okült astrologlar Pluto’yu büyük dönüşümlerin ve karmik süreçlerin gezegeni olarak görür . Pluto, Zodyak’ta Akrep burcunun modern yöneticisidir ve astrolojik olarak yoğun tutkuları, gizli güç dinamiklerini, saplantıları ve “gölge” yanlarımızı temsil eder. Jungcu psikolojiye göre Pluto, bireyin gölge arketipi ile – yani bastırılmış karanlık yönleriyle – ilişkilidir; derinlerdeki bastırılmış dürtü ve kompleksleri su yüzüne çıkaran bir kuvvettir  .
Pluto enerjisi haritada bulunduğu alanda güç mücadelesi, takıntı, kriz, manipülasyon ve derin bir dönüşüm potansiyeli getirir . Olumlu ifadesinde Pluto, kişinin psikolojik enkazdan yeniden doğmasını, büyük dönüşümler geçirmesini ve küllerinden güçlenerek çıkmasını sağlar; yani ruhsal evrim aracı olabilir . Olumsuz ifadesinde ise Pluto takıntılı bir güç ve kontrol arzusu, acımasızlık ve yıkıcılık şeklinde tezahür eder . Gerçekten de Pluto astrolojide acımasızlık (ruthlessness) kavramıyla anılır ve dokunduğu şeyin gölge yönünü ortaya çıkarır . Örneğin, doğum haritasında Pluto-Venüs gibi zorlu açılar, ilişkilerde aşırı kıskançlık, sahiplenme ve güç oyunları gibi karanlık temalara yol açabilir  . Pluto’nun yoğun etkisi altındaki bireyler, bilinçdışı bir çekim/itme enerjisi saçarlar; çevrelerindekiler ya onlara hayranlık duyar ya da korku ve nefret besler . Karanlık Üçlü açısından Pluto’nun gölgesi, özellikle narsisizm ve psikopatideki güç istenci ve manipülatif kontrol eğilimleriyle örtüşür. Narsistik bir bireyin bitmek bilmez takdir ve kontrol ihtiyacı veya psikopatik bir kişinin başkalarını hükmü altına almak için entrikalar kurması, Pluto’nun güce yönelik takıntılı yönünün psikolojik izdüşümleri gibidir .
Özetle, Mars, Satürn ve Pluto astrolojik olarak bir bireyin “karanlık” sayılabilecek dürtülerini ve karakter boyutlarını temsil edebilen gezegenlerdir. Mars ilkel saldırganlığı ve bedensel dürtüleri (savaş veya kaç tepkisi gibi) ifade ederken, Satürn soğuk otoriteyi, kısıtlanmayı ve bazen de katı kalpliliği ifade eder. Pluto ise güç arzusunu, yeraltındaki gölgeyi ve gerektiğinde yıkıcı olabilen dönüşüm gücünü sembolize eder. Klasik astrolojide Mars ve Satürn’ün doğal kötücüller olarak kabul edilmesi tesadüf değildir; her ikisi de aşırı veya uyumsuz durumda zulüm, şiddet ve felaket getirebilir  . Modern astroloji ise Pluto’yu da bu listeye ekleyerek insanın en derin ve bastırılmış karanlık yanlarını ortaya çıkaran bir katalizör olarak görmüştür. Nitekim bazı kaynaklar, Vedic/okült geleneğinde de benzer şekilde Mars ve Satürn’ü “acımasız (cruel) gezegenler” sınıfına koyar; örneğin Thai astrolojisinde Mars ve Satürn’ün (ve gölge varlık Rahu’nun) güçlü etkileri “insanı zalim bir kötüye” dönüştürebilir .
Bu gezegenlerin haritadaki konum ve etkileşimleri, bireyin karanlık üçlü eğilimler gösterip göstermeye yatkın olduğu konusunda ipuçları verebilir. Elbette astroloji deterministik bir kadercilik değildir – modern yaklaşımlar bir gezegenin zorlayıcı etkilerinin bilinçli farkındalık ve irade ile olumlu kanallara yönlendirilebileceğini vurgular  . Yine de Mars, Satürn ve Pluto temalarının güçlü olduğu haritalarda öfke kontrolü, güç kullanımı, empati eksikliği gibi konularda sınavlar yaşanması muhtemeldir. Bu durum, hibristofili olgusuyla da ilişkilendirilebilir: Hem “kötü erkek” figürünün haritasında bu gezegenlerin belirgin vurgusu olabilir, hem de bu figüre çekilen kadınların haritalarında bu enerjilere yönelik bir çekim veya öğrenme teması bulunabilir. Nitekim okült astrolojide karmik açıdan Satürn ve Pluto, bireyin geçmiş yaşamlardan getirdiği dersler ve gölge yönler olarak görülür; “Satürn karmanın lordu, Pluto ise ölüm ve yeniden doğum temasıyla karmanın dönüştürücü gücüdür” denir . Bu bağlamda, tehlikeli ilişkilere çekilme bazen ruhsal gelişimde gölge yönü deneyimleme ve aşma gerekliliğinin bir parçası olarak da yorumlanabilir.
Karanlık Çekiciliğin Nedenleri: Kadınlar Neden “Kötü” Erkeklere Çekilir?
Birçok kişi için anlaşılması güç olsa da, bazı kadınlar narsisistik, manipülatif veya antisosyal özellikler taşıyan “tehlikeli” erkeklere yoğun bir çekim duyabilmektedir. Bu olguya yönelik açıklamalar farklı psikolojik perspektiflerden ve astrolojik-sembolik bakış açılarından ele alınabilir. Aşağıda, kadınların karanlık üçlü özelliklerine sahip erkeklere duyduğu ilginin başlıca nedenleri evrimsel, klinik/psikolojik ve psikanalitik açılardan incelenmiş; ayrıca astrolojik sembolizmle paralellikler kurulmuştur.
Evrimsel Psikoloji Perspektifi: Evrimsel bakış açısı, kadınların tehlikeli erkeklere çekilmesinin temelde eş seçilim stratejileri ile bağlantılı olabileceğini öne sürer. Evrimsel kurama göre dişiler, kendilerini ve potansiyel çocuklarını koruyabilecek güçlü eşler aramaya yatkındır . Tehlikeli, “kötü” olarak nitelenen erkekler genellikle fiziksel veya sosyal dominantlık sinyalleri verirler – başkalarını kontrol edebilmeleri, agresif olmaları, gerektiğinde şiddet kullanmaları bir güç göstergesi olarak algılanabilir. İlkel düzeyde, bu özellikler genetik açıdan sağlamlık veya koruyuculuk kapasitesi gibi değerlendirilebilir . Dolayısıyla, bazı kadınlar bilinçdışı bir şekilde “kötü çocuk” imajındaki erkekleri daha maskülen, daha özgüvenli ve koruyucu potansiyeli yüksek olarak algılayabilir. Araştırmalar, kadınların özellikle kısa vadeli ilişki veya flört bağlamında “kural tanımaz, asi, risk alan” erkek tipini çekici bulabildiğini göstermiştir . Hatta 2024 yılında yapılan bir çalışmada, “morbid merak” düzeyi yüksek kadınların karanlık kişilik özellikleri taşıyan erkeklere – belki yarattıkları tehlikenin cazibesinden dolayı – daha fazla ilgi gösterdiği bulunmuştur . Kısa süreli çiftleşme bağlamında, “kötü erkekler”in genleri veya macera vaadi, uzun vadeli risklerine rağmen, kadınların dikkatini çekebilmektedir. Evrimsel açıdan bu durum, “kötü erkeğin iyi genleri olabilir, ama uzun vadede güvenilmezdir” şeklinde özetlenebilecek bir stratejik tercihe de işaret eder: Kadın, uzun vadeli eş seçerken güvenilir birini arasa da, bazı durumlarda çekicilik sinyallerine kapılarak riskli eşlere kısa süreli şans verebilmektedir .
• Klinik Psikoloji (Travma ve Bağlanma) Perspektifi: Psikolojik açıdan bakıldığında, bir kadının zarar verici bir partner tipine yönelmesinde geçmiş çocukluk deneyimleri ve bağlanma örüntüleri büyük rol oynayabilir. Araştırmalar, çocukken istismar (fiziksel veya duygusal) yaşamış kadınların ileride istismarcı partnerleri seçme olasılığının anlamlı derecede daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur . Bu durum “tekrarlama zorlanımı” (repetition compulsion) olarak bilinen psikodinamik bir sürece işaret eder: Kişi, çocuklukta maruz kaldığı travmatik ilişki modelini ileride yeniden canlandıran ilişkiler arar, bilinçdışı olarak bu kez farklı sonuç alma umuduyla geçmişi tekrar eder. Örneğin, çocukken sevgiyi ancak şiddet veya kaos ortamında deneyimlemiş bir kadın için istikrarlı ve sakin bir ilişki “sıkıcı” gelebilir . Adrenalinin tetiklediği heyecan duygusunu aşk zannetmeye eğilimli olabilir (halk arasında “midemde kelebekler uçuşuyor” diye tarif edilen duygu aslında vücudun tehlikeye verdiği kaygı tepkisi olabilir) . Bu bağlamda, saygılı ve huzurlu bir ilişki bu kişilere donuk görünürken, kaotik veya toksik ilişkiler drama bağımlılığı nedeniyle daha cezbedici olabilir. Ayrıca düşük özsaygı, değersizlik hissi gibi meseleler de devreye girer: Daha önce istismar yaşamış kadınlar kendilerini değersiz görmeye koşullanmış olabilir ve bilinçdışı olarak “daha iyisini hak etmiyorum” düşüncesiyle kendilerine kötü davranan erkekleri hak ettiklerine inanabilirler . Bu da sağlıksız ilişki döngülerini besler. Sonuç olarak klinik psikoloji, hibristofili benzeri durumları kimi zaman bağımlı kişilik dinamikleri, travma bağı (trauma bond) ve düşük benlik saygısı ekseninde açıklar. Bu kadınlar, “kötü erkek”i sevgiyle düzeltebileceklerine dair bir yanılsama da taşıyabilir. Nitekim adli psikolog Katherine Ramsland, bazı kadınların aşklarının “kötü erkekleri değiştirebileceğine” gerçekten inandıklarını belirtmiştir . Bu kurtarıcı kompleksine kapılan kadın, partnerinin karanlık yanını görmezden gelip onu şefkatle iyileştireceğini düşünebilir – ancak çoğunlukla bu bir hayaldir ve kadın, istismar döngüsünün içinde kalmaya devam eder.
Psikanalitik ve Sembolik Perspektif: Psikanalitik açıdan hibristofili, kadının bilinçdışı arzuları ve içsel arketipleri ile bağlantılı olarak yorumlanabilir. Sigmund Freud, bireylerin bilinçdışı ölüm ve yıkım dürtülerine (Thanatos ya da ölüm içgüdüsü) sahip olduğunu öne sürmüştür. Kimi kadınlarda tehlikeli erkek figürüne ilginin, bu ölümcül dürtünün erotikleştirilmiş bir tezahürü olabileceği düşünülebilir. Yani, adrenalin ve korku karışımından haz alma, aşk ile ölüm dürtüsünün iç içe geçmesi söz konusu olabilir. Freudyen bakış açısı, aynı zamanda bir yeniden canlandırma davranışına dikkat çeker: Kadın çocukluğunda çözülmemiş bir baba problemi (örn. istismarcı bir baba figürü) varsa, bu travmayı simgesel olarak tekrar yaşayıp sonuçlandırmak amacıyla benzer karakterde erkeklere çekilebilir. Bu, Oedipus/Elektra kompleksi veya baba imgesine bağlılıkla da ilişkilendirilebilir: Bazı kadınlar için agresif ve güçlü erkek figürü, bilinçdışı bir baba arketipini temsil eder; kadın, babasından alamadığı onayı veya sevgiyi bu tehlikeli erkekte arar.
Jungcu perspektifte ise kadın psyche’sinin içindeki Animus (erkek öz) arketipi önem kazanır. Carl Jung’a göre her kadının bilinçdışında bir animus (erkek imajı) vardır ve eğer bu animus gelişmemiş veya bilinç tarafından tanınmamışsa, kadın onu dış dünyadaki erkekler üzerine yansıtır. Olumsuz animus genellikle kadının zihninde sert, zalim, otoriter bir erkek figürü olarak belirir. Dolayısıyla bir kadın kendi içindeki bu karanlık animus’u tanımaz ve bütünlemezse, dışarıda tam da bu özelliklere sahip (acımasız, baskın) bir erkeğe çekilerek adeta gölgesini dışarıda yaşar. Bu ilişki hem bir çekim hem de bir meydan okuma barındırır: Kadın bilinçdışı olarak kendi karanlık yanıyla yüzleşmeye zorlanır. Mitolojik sembolizmde bu dinamiğe en güzel örnek, Persephone ve Hades mitosudur. Yeryüzünün masum kızı Persephone, yeraltı tanrısı Hades tarafından kaçırılır ve onun karanlık dünyasına eş olur. Bu hikâye, masum dişilin karanlık erkek figürüne esrarengiz çekimini gösterir – Hades karakteri kadınlar için tuhaf bir biçimde “açıklanması güç bir çekicilik” barındırır . Persephone başlangıçta kurban gibi görünse de, zamanla yeraltı dünyasının kraliçesine dönüşerek güçlenir. Bu mit, psikanalitik olarak kadının kendi karanlığıyla bütünleşmesini temsil eder: Tehlikeli ilişki, kadının gölge arketipini deneyimleyip onu sahiplenmesine hizmet edebilir. Okült astrolojide Pluto tarafından temsil edilen Hades arketipi, bir kadının haritasında önemliyse (örneğin Güneş’i/Venüs’ü Pluto ile kavuşumda ise), bu kadın Plütonik tipte yoğun ve tehlikeli ilişkilere çekilebilir. Bilinçdışında bu deneyim, bir çeşit inisiyasyon işlevi görerek kadının ruhsal dönüşümünü tetikler. Elbette bu dönüşüm her zaman pozitif olmaz; bazıları için yıkıcı da olabilir. Ancak Jung’un dediği gibi “içsel karanlığı bilinçdışında bırakırsak dışarıda kader olarak karşımıza çıkar.” Dolayısıyla, hibristofilik ilişkiler bir yönüyle kadınların kendi gölgelerini karşılarındaki tehlikeli erkekte araması/yaşaması olarak yorumlanabilir.
Astrolojik Sembolik Açıklama: Astrolojik olarak, bir kadının “kötü çocuk” tipli erkeklere yönelmesi haritasındaki bazı göstergelerle sembolize edilebilir. Örneğin, kadının doğum haritasında Mars veya Pluto vurgusu yüksekse (Mars’ı 7. evinde, Pluto’su Venüs’e kavuşum veya sert açıda, Akrep vurgusu gibi), tutkulu fakat problemli ilişkiler deneyimlemeye yatkın olabilir. Mars 7. evde veya Mars-Pluto açısı, ilişkilerde şiddet, güç mücadelesi ve cinsel gerilim temalarını hayatına çekebileceğini gösterebilir . Benzer şekilde kadının haritasındaki Ay veya Venüs’ün Satürn/Pluto ile temasları, sevgide mazoşizm veya zorlayıcı partnerlere çekilme eğilimi verebilir: Bu kişi, sevgiyi hep zorlu yollardan deneyimlemeye alışmış olabilir. Karmik astrolojide güney Ay düğümüyle Mars/Pluto temasları, geçmiş yaşamdan getirilen güç mücadeleleri veya istismar deneyimlerine işaret eder ve bu hayatta kişinin benzer temaları çözmek üzere yeniden yaşayabileceği düşünülür . Örneğin Barış Özkırış, güney düğümü Pluto kavuşumu ve 7. evdeki Mars karesinin, önceki yaşamda “şüphe, kıskançlık, entrika ve şiddet içeren bir ilişki” yaşanmış olabileceğini ve bu etkinin kişinin şimdiki ilişkilerine yansıyabileceğini belirtir . Bu bağlamda, tehlikeli partnerlere çekilmek kişinin ruhsal sınavının bir parçasıdır: Ya geçmiş karmayı tekrar eder ya da bu gölge modeli aşıp ruhsal entegrasyona ulaşır .
Bir diğer astrolojik sembol de Lilith (Kara Ay) olabilir: Lilith miti, Adem’in ilk eşinin boyun eğmeyi reddedip “karanlık tarafa” çekilmesini anlatır. Lilith noktası, haritada kişinin isyankâr ve tabu yanını temsil eder. Bazı astroloji yorumcuları, haritasında Lilith’i güçlü olan kadınların toplumun onaylamadığı “tehlikeli” ilişkilere çekilebildiğini öne sürer – adeta Lilith’in isyanını yeniden canlandırmak ister gibi. Bu yorum spekülatif olsa da, sembolik düzlemde kadının “kötü erkeği evcilleştirme” fantezisi Lilith’in evcilleşmemiş dişil gücüyle de alakalı görülebilir.
Nihayetinde , Hibristofili ile karanlık üçlü kişilik özellikleri arasındaki ilişki, hem derin psikolojik dinamiklere hem de kadim sembolik anlatılara dayanan karmaşık bir olgudur. Akademik araştırmalar, bazı kadınların evrimsel dürtüler, travmatik geçmişler veya kişilik özellikleri nedeniyle karanlık kişilikli erkeklere ilgi duyabileceğini ortaya koymuştur. Bu ilginin altında kimi zaman güçlü bir koruyucu arayışı, kimi zaman kaotik aşka bağımlılık, bazen de kendi gölge yönüne duyulan merak yatmaktadır. Astrolojik ve okült bakış açısı ise bu durumu, bireyin doğum haritasındaki belirli gezegen enerjilerinin (Mars, Satürn, Pluto) tezahürü ve ruhsal dersleri çerçevesinde yorumlar. Mars, hem “kötü çocuk” figürünün cüretkârlığını hem de ona kapılan kadının çekildiği tehlikeli cazibeyi açıklar: Tutku, risk ve şiddet potansiyeli Marsiyen temalardır. Satürn, bu ilişkilerdeki korku, kısıtlama ve tekrar eden karmik döngülerin göstergesidir: Kadın, bilinçdışı bir şekilde Satürn’ün soğuk sevgisine (ulaşılması zor otoriter babaya) çekilir; acı çekerek sevgiyi hak etmeye çalışır. Pluto ise bu bağın en temelinde yatan gölgeyi simgeler: İktidar, teslimiyet, dönüştürme arzusu ve ölümcül bir tutkunun bir arada olduğu yoğun bir enerji. Pluto vari ilişkiler yıkıcı olduğu kadar dönüştürücüdür de – tıpkı Persephone’nin Hades’in karanlığında kendi gücünü bulması gibi.
Son tahlilde, tehlikeli veya karanlık kişiliklere duyulan çekim ne tek boyutlu bir “hata” ne de tamamen anlaşılmaz bir fenomendir. Bu makalede görüldüğü üzere, konu hem insan psikolojisinin evrimsel ve klinik boyutlarını, hem de kolektif bilinçdışının sembolik dilini içerir. Özgün bir bakışla, astroloji ve psikolojinin kesişiminde yapılan bu analiz, hibristofili ile karanlık üçlü arasındaki ilişkiyi anlamlandırmaya katkı sunmaktadır. Unutulmamalıdır ki ne yıldızların konumu insanı zorunlu olarak kötü yapar, ne de kaderimiz gökyüzüne bütünüyle yazılmıştır. Ancak astrolojik semboller, insan doğasındaki eğilimleri ve potansiyelleri anlamamız için bizlere bir harita sunar. Bu haritayı doğru okuyup bilinç kazandığımızda, karanlık dürtü ve arzularımızı daha sağlıklı ve yaratıcı biçimlerde dönüştürme şansımız vardır.
KAYNAKÇA
Liz Greene. Gölge Tarafımız: Pluto, Psikoloji ve Astroloji Üzerine Yazılar. The Astrological Pluto, Mars and the Shadow Archetype. Liz Greene’in Pluto, Mars ve gölge arketipleri üzerine temel astro-psikolojik çalışmaları. Sigmund Freud (1920). Beyond the Pleasure Principle (Haz İlkesinin Ötesinde). Ölüm dürtüsü (Thanatos), tekrar zorunluluğu ve bilinçdışı saplantılı davranışlara dair psikanalitik temel eser. Carl Gustav Jung (1959). Aion: Researches into the Phenomenology of the Self. Jung’un bireysel bilinçdışının gölge, animus ve kişisel dönüşümle ilgili temel teorik çalışması. PsyPost. Karanlık kişilik özellikleri (narsisizm, psikopati, Makyavelizm), hibristofili ve kadınların riskli erkeklere çekilimi üzerine güncel psikoloji araştırmaları. https://www.psypost.org
Onur Güven

