Birçok kültürde taşlar “tanıklık eden varlıklar” olarak görülür. Özellikle kutsal yerlerdeki taşların “ruh” ya da “hafıza” taşıdığı düşünülür
Şamanik ya da spiritüel inançlarda da , taşların enerji kaydettiğine inanılır
Bu yüzden tarihi mekanlara gittiğinizde , bilhassa mezarlıklar, mezbahalar , acı , vahşet ve kan dökülen yerlerin kalıntılarının bulunduğu mekanlardan taş alıp evinize getirmeyin Üstünüzde taşımayın Bilimsel değil ama spiritüel açıdan , bu tip mekanlarda bulunmuş taşların yas, acı, ayrılık veya ölüm gibi negatif duyguların enerjisini kaydedip , yansıtacakları öngörüldüğünden , böyle bir taşı eve getirmek, kişinin aurasında ağırlık, melankoli, yorgunluk gibi etkiler yaratabilir.
Kana gelince ;
Epigenetik çalışmalar, bazı çevresel etkilerin kan hücreleri aracılığıyla bir sonraki nesillere aktarılabileceğini gösteriyor
Bağışıklık sistemi hafızası açısından bakıldığında ; Kanımızdaki bazı akyuvar hücreleri (örneğin T hücreleri) geçmişte karşılaştıkları patojenleri “hatırlar” ve tekrar karşılaşınca hızlı yanıt verir.
Metaforik/Spiritüel açıdan da ;
“Kan hafızası” deyimi, bazen ataların bilgisi, soyaçekim, ya da genetik miras anlamında kullanılır.
“Kan çekiyor” gibi ifadeler, kanın bilinçli bir şekilde bilgi taşıdığı değil, ama soy bağıyla duygusal/psikolojik etkilerin sürdüğü anlamında yorumlanır.
Hal böyleyken , nasıl kesildiğini bilmediğiniz hayvanın etini yemek de size fayda yerine zarar getirebilir Birçok gelenekte, hayvanın nasıl öldüğü onun etinin “enerjisini” belirler.Acı, korku ve stres içinde ölen hayvanların bedeninde bu hormonlar (kortizol gibi) salgılanır — bu bilimsel olarak da kanıtlıdır.Et tüketildiğinde bu hormonların bir kısmı vücuda alınır, bu da fiziksel/ruhsal dengeyi etkileyebilir.Acı çeken bir canlının bedeni, yüksek titreşimli enerji taşımaz. Aksine, düşük, ağır, bastırıcı bir frekans yayar.Bu tür gıdaları sık tüketmek, kişinin aurasını daraltabilir, sezgisel alanını zayıflatabilir, daha içe dönük ve depresif hale getirebilir Bu yüzden bazı kişiler sadece “şükranla kesilen” ya da “doğal şekilde ölmüş” hayvanların etini tercih eder. Bazıları da tamamen bitkisel beslenmeye yönelir. (İlkel kabile kültürlerinde doğaya saygı daha fazlaydı Ekeceği araziyi özel seramonilerle kutsayan , keseceği ağaçlardan veya hayvanlardan af dileyen , bir nevi helallik alan zihniyet mevcuttu Modernleştikçe doğayla bir bütün olduğumuzu ne yazık ki unuttuk !)
Bu, hem bedensel hem de ruhsal temizlik anlayışına işaret eder. Doğayla, ölümle ve yaşamla daha bilinçli bir ilişki kurmaya davet gibi…
Onur Güven


Değerli hocam, çok teşekkürler! Tevekkeli değil, gittiğim tarihi mekanlara dokunup nesnelerin enerjisini hissetmeye çalışır, bazen vizyonlar görürdüm. O kayıtları tutturana şükürler olsun